logo

DAVİD ZİEGLER’DEN ÇARPICI HAVACILIK ANALİZİ

Havacılık profesyonelleri, geleneksel uçak programlarının ötesinde uçuşun geleceğini yeniden hayal ediyor. Öte yandan yeni, güvenli ve sürdürülebilir ulaşım modelleri ve mobilite deneyimleri sunmak, tedarikçiler ve orijinal ekipman üreticileri (OEM) için giderek daha zor hale geliyor. Bu kapsamda kavramsallaştırmak, tasarlamak, üretmek, test etmek, sertifikalandırmak ve sürekli kılmak, işi hızlandırmak ve daha rekabetçi hale getirmek için yeni yolları ise sadece dijital platformlar sunabiliyor.

Fransız Dassault uçak imalatçısının bir kuruluşu olan Dassault Systemes Havacılık ve Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı David Ziegler ”Dijital platformlar ile uçuşun geleceğini yeniden hayal ediyoruz” başlıklı bir makale kaleme aldı.

Dassault Systèmes Havacılık ve Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı David Ziegler’in havacılığı gelecek perspektifi ile ele aldığı makele şöyle: 

”Havacılık sektörü, COVID-19 salgını ile birlikte 2020’de hava trafiğinde düşüş ve 2021’de Paris Air Show’un iptali gibi talihsiz durumlar yaşasa da, bu süreçte havacılık ve savunma profesyonelleri, süpersonik uçaklar, elektrikli dikey kalkış ve iniş hava araçları, dronlar ve özel sektör liderliğindeki uzay keşifleri yoluyla uçuşun geleceğini geleneksel hava taşıtı programlarının ötesinde yeniden hayal etti.

Ancak sektör genelindeki yenilikçiler yeni deneyimler sunmaya çalıştıkça, orijinal ekipman üreticilerinin (OEM’ler) ve tedarikçilerinin rekabet etmesi giderek daha zor hale geliyor. Müşterilerin daha düşük maliyetler, daha yüksek standartlar ve daha fazla kabiliyet beklentileri artıyor. Buna bağlı olarak havacılık sistemlerini hem küresel hem de bölgesel pazarlar için tasarlamak, inşa etmek ve sunmak giderek daha karmaşık hale geliyor.

Bunu önlemek için özellikle tedarik zinciri, uzay ve savunma olmak üzere üç sektörde, inovasyonu hızlandırmaya, verimliliği artırmaya ve üretim oranlarında daha fazla çevikliğe olanak vermeye ihtiyaç var. Bu kapsamda şirketlere kavramsallaştırmak, tasarlamak, üretmek, test etmek, yeni araçları sertifikalandırmak ve sürekli kılmak, işi hızlandırmak ve daha rekabetçi hale getirmek için yeni yolları ise sadece dijital platformlar sunabiliyor.

Silolardan değer ağına

Tedarikçilerin ürettiği parça ve içerikler bir havacılık sisteminin değerinin yüzde 50-60’ını temsil ediyor. Bu nedenle de amansız fiyat baskıları, uçak üreticileri ve tedarikçilerini tedarik zinciriyle çalışma şekillerini yeniden şekillendirmeye zorluyor. Aksi takdirde, güçlü tedarikçiler bulamayan uçak üreticileri, yüksek değerli tedarikçileri satın alarak “iç kaynak” haline getirebiliyor.

Tam da bu doğrultuda dijital platformlar organizasyonlar ve konumlar arasında şeffaflığı artırıyor; bilgi, tecrübe, beceri ve yeteneklere tam erişim sağlayan tek bir ortam sunarak bireyler, gruplar veya kuruluşlar arasında gerçek zamanlı iş birliğini mümkün kılıyor. Böylece havacılık ve uzay tedarik zinciri silolu ve doğrusal bir tedarik zincirinden bir değer ağına dönüşerek görünürlüğü, zamanında teslimatı ve ilk seferde doğru kaliteyi artırabiliyor.

Görev mühendisliğinden sürdürülebilirliğe

Savunma cephesine bakıldığında, dünyanın dört bir yanında ülkeler, gelişmekte olan tehditlerin önüne geçmek için yeni nesil teknolojilerin geliştirilmesine önemli ölçüde yatırım yapıyor. Fakat bu teknolojilere yatırım yapmakla, halihazırda hizmette olan eski -ama hâlâ hayati öneme sahip- sistemleri desteklemek ve sürekliliğini sağlamak arasında doğru dengeyi kurmaları gerekiyor.

Dijital platformlar, sistemin yaşam döngüsü boyunca dayanıklı, güvenli, otoriter doğruluk kaynakları içerisinde şekillendirilmiş dirençli model ve süreçler sunarak, bir görev ve sistemin karmaşıklığının her açıdan modellenebileceği bir çerçeve sağlıyor. Bu sayede savunma şirketleri daha hızlı ve daha doğru kararlar verebiliyor, görev planlamasını entegre edebiliyor, çevik yetenek geliştirme ve akıllı sürdürülebilirlik sağlayabiliyor.

Konseptten yörüngeye

Uzay endüstrisi artık devlet kurumlarına ait bir alan değil. Günümüzde özel şirketler uzay araştırmalarını ve uydu sektörlerini alt üst ediyorlar ve önümüzdeki 30 yıl içinde dünyanın yörüngesindeki operasyonel uyduların sayısı birkaç on bini bulabileceğinden, giderek daha sofistike uydular ve yeniden kullanılabilir fırlatıcılar üretmek için yarışıyorlar.

Dijital platformlar, piyasaya ilk önce çıkacak ileri seviyede, karmaşık, yetenekli ve rekabetçi sistemlerin geliştirilebilmesi için ürün geliştirme yaşam döngüsü boyunca teknolojiyi, süreçleri ve insanları birbirine entegre ediyor. Bu doğrultuda, “Yeni Uzay” şirketleri roket ve uydu teknolojilerinin geliştirme süresini kısaltabiliyor ve ilk seferde doğru kaliteyi yakalayabiliyor.

Geleceğe doğru

OEM’ler ve tedarikçiler, dur durak bilmeyen bir inovasyon hızının yönlendirdiği, dönüşmekte olan bir pazarda hızlı ve etkili bir şekilde rekabet edebilmek için değişimden geçiyor. Bu değişime öncü olan dijital platformlar, şirketlerin silolarını yıkmalarına, program olgunluğunu hızlandırmalarına, esnek üretimi harekete geçirmelerine ve sektörü daha da ileriye taşıyan yeni deneyimler sunmak için yeni iş fırsatları yaratmalarına olanak tanıyor.”

Share